AŞIK CEMALİ        

 

Âşık Cemali, 1811 (?) yılında Mersin'e bağlı Gülnar Kazası'nın Örenpınar Köyü'nde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ahmet olup, şiire başladıktan sonra Cemalî adını almış ve Ahmet adını bir daha kullanmamıştır.

Cemalî, hayatının askerlik dışında kalan bölümünde fazla dışarıya çıkmayıp sürekli olarak doğduğu köyde ikamet etmiştir. Bu hususla birlikte yaşadığı Taşeli Plâtosu'nun adetâ kapalı bir havza niteliğinde olması O'nun şiirlerinin dışa açılmasına engel teşkil etmiştir. Özellikle bu yörelerde yolların yokluğu ile edebiyat ve sanat meraklılarının o çevrede azlığı, Cemalî hakkında yapılacak araştırmalara bu güne kadar mani olup sanatını karanlıkta bırakmıştır.

Bir sanatçının zamanında yaptığı şöhrete, daha sonra onu tanıtmak için yazılan yazıların eşlik etmesiyle, sanatçı o günkü cemiyette yaşasa bile, bugünkü yerini almış olur. Tanıtmak için yazılan eserlerin zihinlerde bıraktığı tesir küçümsenemez.

Ben, Cemalî'nin adını geçen yıl Fuat Köprülü'nün Türk Saz Şairleri adlı kitabında gördüm. Kendim onun yaşadığı yörenin çocuğu olduğumdan dikkâtimi çekti. Aslında çocukluğumda yaşlılar, bazı şiirler okurlardı. Fakat bu şiirlerin kime ait olduğunu bilmezdim. Yaptığım araştırmada elde ettiğim şiirlerden birçoklarının küçükken dinlediklerim olduğunu hatırladım. Geçtiğimiz yaz dağ, taş demede köy köy dolaşarak, kahvelerde konuşarak onun halkın dilinde yaşa­yan şiirlerinden çoğunu derledim.

Günden güne değişerek kaybolup gitmeye yüz tutan; hattâ, bazı şiirlerinden hafızalarda tek mısraı kalan bir âşığı Türk edebiyatına kazandırarak mevcut şiirlerini yok olmaktan kurtarabilirsem kendimi bahtiyar hissederim.

Hakkında yaptığım şu tespit dikkatleri üzerine çekse gerekir: Karacaoğlan gibi kendisinin de büstünü dikmek için 1973 yılında Ankara Müzesi Müdürü ve beraberindeki bir heyet yaşamış olduğu köye gelmiş, ancak Mekke'de vefat edip oraya defnedildiğini öğrenince bir tutanak tutarak geriye dönmüşlerdir.

Elimizde koşma, güzelleme, hicviye ve methiyeleri bulunan av meraklısı şâirin şiirleri etrafında teşekkül etmiş bir çok hikâyeler de vardır. Keklikle ilgili olanı bunlara bir numune teşkil eder:

En metin erkek keklik, o muhitte Ermenek Yaylaları'nda bulunurmuş. Cemalî, yaylalardan birinde bulunan arkadaşına istediği kekliğin vasıflarını sayarak şu manzum mektubu yazar:

 

Gönül müptelâdır bilmem nesinden,

Misli görülmedik palaz olmalı.

Üç dirhem ot yiyen tüfek sesinden,

Aklı ayrılmadık palaz olmalı.

 

Barem Yaylası'ndan olmalı nesli,

Çifte hıçkırıklı, kabaca sesli.

İbrahim Paş ünlü, devlet nefesli;

Gönlü yorulmadık palaz olmalı.

 

Bozdoğan mıdıklı, şahin suratlı,

İngiliz bakışlı, Moskof inatlı,

Seyrecik alalı, sarkak kanatlı

Daha kurulmadık palaz olmalı.

 

Cemâlî'nin derdi cümleden aşkın,

Bir çatal  imanlı, kaşları  düşkün,

Gözleri küçücük, kendisi coşkun

Akıp durulmadık  palaz  olmalı.

 

Mektubu alan arkadaşı, böyle bir palaz tutarak tanıdıklarından birisiyle Cemalî'ye yollar. Ancak kekliği alan şahıs, akşam olunca bir yörük çadırına misafir olur. Ev sahibi de avcıdır ve kekliğin iyi olduğunu hemen anlar. Misafir uykuya vardıktan sonra kendi yılmış -av yapılırken korkmuş-, dişi kekliğini misafirin kafesine koyar. Misafir sabah olunca kekliği alır ve Cemâlî'ye ge­lir. Cemalî, ilk bakışta kekliğin erkek olmayıp dişi ol­du­ğunu anlar ve kendisini aşağıdaki şiirle teselli eder:

 

Benim böyle tecellimden olmalı,

Göndermişler sarı saçlı bir gelin.

Kendim gidip bir erkeğin bulmalı,

Yine geldi inci dişli bir gelin.

 

Erkek derler hem temeli binası,

Yumurtadan  kız   doğurmuş anası.

Bozulmamış  ellerinin kınası;

Cins yerinden ağır başlı bir gelin.

 

Aslını sorarsan Kuşutaşı'ndan.

Dişi tülek, şüphe etmem yaşından,

Bir kaç nikâh geçmiş bunun başından;

Boyu usul, kara kaşlı bir gelin.

 

Âlem bize hile etmiş yerinden,

Cemâlî'nin ateş tuttu serinden;

Bir dişiyi ayırmışlar erinden

Durmaz ağlar gözü yaşlı bir gelin.

 

Koşmalarından bir tanesi:

 

Görünmez hatâdan kendini sakın

Hoş güzel olmuşsun vay ne sevdiğim.

Atarsın sineme kirpiğin okun.

Yüzünde kurulu yay ne sevdiğim.

 

Bağlanmış yazmayı, beyaz bürünür,

Taranmış kekilin yerde sürünür.

Hüsnüne baktıkça sinem görünür

Cemâlin yüzüme ayna sevdiğim.

 

Dizilmiş göğsüne çaprazı  düğme,

Sızlanır, yâre var sineme değme.

Gözlerini süzüp kaşların eğme

Gerdana dökülen muy ne sevdiğim.

 

Cemâlî'ye yârin bir buse borcu,

Vermeyen  güzele değildir zorcu.

Kendisi melektir, sıması Gürcü

Hâsılı vatanın Zeyne sevdiğim.

 

Doc.Dr.Mehmet KARA

(Türk Folkloru, Sayı: 54, Ocak 1984, s. 24-25).

 

AnaSayfa