
|
1-AHMET ALİ BABACAN ( 1912-1975 ) 1328 (1912) ‘de Eskiyörük köyünde doğan Babacan, köy imamının uyguladığı medrese benzeri mescit öğretiminde eski yazıyı öğrenmiş, Kur’an’la birlikte, dedesinden kalan Ahmediye, Kuddusi, Muhammed Hanefi gibi manzum eserleri okumaya başlamıştır. 1928’de açılan üç yıllık köy okulunda da yeni yazıyı öğrenmiştir. Babası avcı İbrahim Çanakkale savaşına katılmış ve dönüşü olmamıştır. Öksüzlük, kimsesizlik ve yoksulluk içinde büyümesine karşın asi,hırçın ve kırıcı değil tam aksine, sevecen ve hoşgörülüdür. Birine bağırıp çağırdığını ya da küfür ettiğini duyan olmamıştır. En sert tartışmalarda bile inceliği ve nezaketi ihmal etmez, söyleşiyi espri tatlılığına büründürür. “ Deli desem kıza yazık, Uslu desem söze yazık,”
Kızdığı zaman bile terbiyeli olmayı bilmiş öfkesini dizelerinde dile getirmiştir. Kendisine küfür eden bir kadına TAHRA şiirinde şöyle seslenir: Sözüme gücenme abla sen sakın, Ağzını topla da namusun takın, Tahra da, sapı da hep sana yakın, Benim anam üç saatlik yerdedir.”
İlk çocuğu,şair, eğitimci ve yazar Mehmet Babacan, bağlamasız bir halk ozanı olan babası Ahmet Ali Babacan’ın şiirlerinden bir kısmını SELAM OLSUN adıyla yayımlamıştır. Kültürümüze bulunduğu katkıdan dolayı kendisine teşekkür eder, Ahmet Ali Babacan’a da rahmet dileriz. MİRAS Gel kardeş bölelim baba malını, Yenileri sen al hurdayı da ben. Karışmam borcuna, bilmem halini, Arpayı sen al da buğdayı da ben. On yıl var görmedim onu yakından, Çıkarmadım asla bir an aklımdan,
İğneden ipliğe geçmem hakkımdan, Diğreni sen al da yabayı da ben.
Anaya verelim dörtte bir hisse, Unlu dağarcıkla, bulgurlu kese, Pabucu da alsın giyebilirse, Şalvarı sen al da, paltoyu da ben.
Küçük kardeş alsın delik feneri, Büyük kız götürsün kırık semeri, Kaşıkla bölelim tuzu biberi, Bıçağı sen al da tahrayı da ben. Bir çuvaldız çıktı bak şapkasından, Yüz kuruşu çıktı ak çıkısından, Üç düğme düşmemiş kir yakasından, Düğmeleri sen al da, çıkıyı da ben.
Sizler alın benim kaşık hakkımı, Tüm benim olmalı şu çay takımı, Ortadan bölelim armut kakını, Döğmeyi sen al da, salçayı da ben. Anaya verelim eski ceketi, Kızlara yakışır tavuk sepeti, Dolapta var yarım tütün paketi, Tütünü sen al da, Bafrayı da ben.
Nerde bu evdeki canlı mallar, Bir keçi var idi, biraz topallar, Yollarda bulunmuş o eski nallar, Nalları sen al da, sıpayı da ben.
Gözden geçirelim yemek kabını, Kepçenin, tavanın bulup sapını, Ortası düğümlü odun ipini, Keseri sen al da, baltayı da ben. Beş yumurta gördüm şimdi yuvada, Pişirip yiyelim yağda tavada, Takılıp kalmasın aklım orada, Yağı sen getir de tavayı da ben. Naçarsın Babacan, gayri naçarsın, İnsanın hırsını ölçer biçersin, Bir gün bu dünyadan sen de göçersin, Sefayı el sürdü, cefayı da ben.. Ahmet Ali Babacan
YAYLA YOLLARINDA Yaylaya giderken bir güzel gördüm. Eğleme yolumdan, duramam dedi. Kim olursun diye, aslını sordum. Neylersin, sana yaramam dedi.
Susuz musun? Güzel! Kurumuş dudağın. Niçin soldu böyle, pembe yanağın? Karışmış saçların, yok mu tarağın? Bozuktur başım, taramam dedi. Senin de, benim gibi, bahtın karaymış Felek yar ile, açtı mı aranı? Anlasan hâlimden, sarsan yaramı! Tabip değilim ki, saramam dedi. Niçin baktın bana sen, böyle dimdik? Nedendir a canım, böyle ürkeklik? Ben bir kafes olsam, sen de bir keklik! Köhne kafeslere giremem dedi.
Her zaman böyledir, dünyanın işi. Altın kafes ister, her dul kişi. Gönül severse, aramaz yaşı. Yorulma boşuna, varamam dedi.
Babacan şansını hep böyle denedi. Kimsede görmedim, böyle inadı. Kapında kul olsam, bu da mı olmadı? Başıma belayı alamam, dedi. Ahmet Ali Babacan |
TAHRA Babadıl düzünde ederdim tarla, Gezer iken buldum bir yitik tahra, Tahranın sahibi efendi Yahya, Sorarlarsa derim tahra buradadır. Eğilip tahrayı yerinden aldım, Babadıllılardan birinin sandım, Yahya’nın olduğunu sonunda bildim, Söyledim tahranız işte buradadır.
Acaip bir kadın sesimi duyup, Bir söz söyledi ki demesi ayıp, Terbiyeden tezmiş, namusu kayıp, Bulmadım ki desem o da buradadır.
Bulsam da çıkarmam gayrı sesimi, Evvel bulduğumdan aldım dersimi, Felek burada da yıktı şansımı, Benim umducağım hani nerdedir?
Benim canım takdir,ödül isterdi, O bana doğduğum yeri gösterdi, Yahya kapısında niye beslerdi? Tam sürü bekleyecek ayardadır. Kadını anladım yüzsüzün biri, Bana tarif etti çıktığım yeri, Yanında duruyor koskoca eri, Demez ki seninki işte buradadır.
Sözüme gücenme abla sen sakın, Ağzını topla da namusun takın, Tahra da, sapı da hep sana yakın, Benim anam üç saatlik yerdedir. Ahmet Ali Babacan
FARE DESTANI
Cebinden çıkmıyor on para masraf, Beslersin çor-çocuk ey zalim fare, İktisat bilmezsin, edersin israf, Nerede bu bolluk ey zalim fare? Kemire kemire tahtayı deldin, Buğdayı akıttın, ambarı çaldın, Nereye koydumsa aradın buldun, Kalmadı hiç dirlik ey zalim fare.
Malımda, mülkümde var mı bir hissen, İlâm getir eğer varisim isen, Unumu yedin de çuvaldan nisten, Zalimmişsin ey zalim fare.
Yatıp uyumazsın uzun gecede, Pislersin bulgura, una, pirince, Kediyi görünce Allaha secde, Böyle midir kulluk ey zalim fare?
Herkesin kalbini bilendir Allah, Sahte secdelere sallamaz külâh, Yüz kere Kâbe’yi kılsan da tavaf, Saklanmaz bu kuyruk ey zalim fare. Misafirim olsan üç gün kalırsın, Dileniyor olsan ister alırsın, Hırsızlardan doğar hırsız olursun, Böyle midir buyruk ey zalim fare? Hain gözlerin oynar boncuk boncuk, Hep parasız yersin pastırma, sucuk, Bazı ellerde de yemişsin çocuk, Bunları da duyduk ey zalim fare.
Ah seni pis, gaddar, vatan haini, Nüfus sayın bilmez, Şube soyunu Ordudan yemişsin asker tayını, Böyle midir erlik ey zalim fare?
Çok sözüm var şu fareye diyecek, Korkarım tavandan beni duyacak, Gelip ağzımdaki dili yiyecek, Hepimiz de yıldık ey zalim fare.
Bizler de sizlere az mı iş ettik, Tuzaklar kurduk, kapanda tuttuk, Gaz ile yakıp da kapkara üttük, Bakıp bakıp güldük ey zalim fare.
Babacan fareye böyle söyledi, Fareye söylerken nefsin payladı, Fareden farkımız gayrı kalmadı, Pek çoğumuz olduk bir zalim fare.. Ahmet Ali Babacan
BİR BAŞKA ŞİİRİ elif destani okumak için tıklayınız |